Follow by Email

30 Ağustos 2011 Salı

İyi Bayramlar

Evet tatildeyim evet blogda mola zamanıydı fakat takipçilerimin bayramını kutlamadan yapamadım. Herkes çifte bayram diyor ama ben 3 bayram kutluyorum. Şeker Bayramı, Zafer Bayramı ve Tatil Bayramı... :)

Merak edenler varsa şayet tatilim tam planladığım gibi geçiyor. Yok yok aslında planladığımdan daha şahane tatilden ziyade kariyer kampı gibi oldu :)

Şahane insanlarla tanıştım. Editörler, yazarlar, müzisyenler, yayınevi sahipleri vs vs... Ama bunlar İstanbul'a dönünce yazılacak konular.

Canımı tek sıkan şehit haberleri oldu :( Bir de Apple çılgını biri olarak Steve Jobs'un 3 aylık ömrünün kaldığı haberleri... Hayat işte

Tekrar iyi bayramlar 5 Eylül akşamı görüşmek dileğiyle.

Sevgilerimle ,


25 Ağustos 2011 Perşembe

Kısacık Bir Vedacık!

Bu hafta umduğumdan hızlı geçiyor. Bir bakmışsınız Perşembe olmuş yetmez gibi saat 3'e vurmuş. Ne kadar verimli bir haftaydı tartışılır ama en azından planladığım gibi masamı temizleyerek yarın akşam veda edeceğim ofisime...

Kafamda daha öncekilerden farklı bir tatil projesi var. Çok mu yoruldum bu kış yoksa yavaş yavaş yaşlanıyor nuyum bilmiyorum ama eskisinden farklı fikirlerle çıkacağım yola. Zaten teknoloji detoxu yapacağım bunu biliyorsunuz. Sabah erken uyanıp gün doğmadan uzun yürüyüşler var mesela aklımda, herkes uyurken sessizce odamdan süzülüp denize girmek var. Güneş ben yüzerken avuçlarımın içine doğsun istiyorum. Gece çıkıp öyle sabahlara kadar içip çılgınlar gibi dans etmek falan da yok. Daha sakin dost sohbetleri ya da ayışı yürüyüşleri şu anda daha cazip geliyor. Ama tabi gidince durum değişir mi bilmiyorum.

Okuyacağım kitaplarda ufak bir değişiklik yaptım. Bu tatilde öncelikle Prof.Dr. Türker BAŞ'ın İşveren Markası isimli kitabını okuyacağım. Sonra da 2 tane ince Fransızca hikaye bitirmek var planımda. Sanırım askıda kalmaz, okurum. Kısaca bu 9 günü en verimli şekilde geçirip 5 Eylül'de bomba gibi geri dönmeyi istiyorum.
Sonbahar'a hızlı giriş yapacağım. 5 Eylül'de hem işbaşı hemde yaz tatiline giren İngilizce eğitimim kaldığı yerden başlıyor. Öğrenci işlerinden az önce gelen telefon içime ılık birşeylerin akmasına sebep oldu.

Hadi birazda güldüreyim sizi. Gerçi ben bu olayı yaşarken epey acı çektim ya neyse :)

Uzunca bir zamandır dövme yaptırma projesi beynimin içinde dönenip duruyordu. En sonunda 13 Ağustos'da gerçekten güveneceğim kendimi emanet edeceğim dövmeciyi buldum. Her şey süper gittim gördüm o sırada yapılan dövmeyi izledim. Ooo millet kakara kikiri bir eğlence gidiyor. Zaten desenim belli mekan temiz usta şahane tamam dedim eminim artık. 20 Ağustos'a randevulaştık. Gittim her şey şahane başlayacağız işleme ben hazırım Emrah Bey hazır. Oturduk startı verdik. Sonra? Sonrası yok çünkü ben heyecandan bayılmışım :) Yetmez gibi ayılıp tekrar bayılmışım. Etraftakiler panik içinde dövmeci neye uğradığını şaşırmış durumda ben nerdeyim burası neresi modumda. Yanımda götürdüğüm 8 yaşında ki yeğenim Mehmet Ali'nin 'Gülsün öldüüüüüüü' çığlıkları falan derken stüdyoyu birbirine kattım :)

Neyse zor bela kendime geldim tansiyon şeker vs hepsi neredeyse eksi değerlere düşecek :) İşin özü dövme maceram başlamadan bitti. Kısmetse 17 Eylül'de gidip tamamlatacağım. Olayın sizi ve sanırım bir çok kişiyi güldürecek kısmına gelirsek ben yarın tatile çıkıyorum sağ omuzumda manasız 3 tane çizgi ile :)
İnsanlar dövmemim fotoğrafını çekip 'ne yapmaya çalışmış acaba' başlığı altından twitlerse hiç şaşırmam :)

Şimdilik benden bu kadar... Bu akşam valiz hazırlığı yarın yoğun bir çalışma gününün ardından yolculuk...
Sizlere sevgiler geldiğimde mümkünse eksiksiz olarak hepinizi burada bulmak dileğiyle şimdilik hoşçakalın.
Tatilimde hem gezip gördüğüm hemde okuduklarımla zihnimde sizinle paylaşacak bir sürü konu ile burada olmak üzere... Kendinize İyi Bakın :)

Sevgilerimle,

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Sen Neymişsin Be Sosyal Medya!


Epey zamandır sosyal medya içerisinde bende varım. Facebook, Twitter, LinkedIn, Flickr, Tumblr vs. derken sanal alemde epey aktif olmaya başladım.

Eskiden daha sıradan amaçlarla bu siteleri ziyaret ederdim yazdığıma, çizdiğime, paylaşımlarıma vs.bu denli önem vermezdim.

Ne oldu da birden bu farkındalığa vardım derseniz, dün katıldığım Sosyal Medya ve IK isimli tablet seminer. Semineri İpek Aral Kişioğlu verdi. İpek Hanım'ı artık hepiniz biliyorsunuz zaten. Dün yeni birşeyin farkına vardım. Kendisi hem şahane bir Ik profesyoneli ama bir taraftan da inanılmaz içimizden biri. Kendisini dinlerken, yazdıklarını okurken o kadar yakın buluyorsunuz ki kendinize eğitimden aldığınız verim bu içtenlik sebebiyle en az %30-40 artıyor.

Dün sosyal medya hakkında ne kadar boş olduğumu fark ettirdiği için bana gerçi biraz  kırıldım kendisine ama neyse :)

Evet özellikle benim gibi IK'ya kafasını takmış biri olarak sosyal medyanın nasıl bir cennet olduğunun daha da geç kalmadan farkına varmak gerek. Düşünsenize sadece Facebook'da kayıtlı Türk kullanıcı sayısı 28 milyon!!!

Evet yazının bu kadarlık kısmını gün içinde ofiste yazdım ve günümün ciddi bir kısmını sosyal medya hakkında araştırma yaparak geçirdim. Şu an saat 22:20 Fakat içine girdikçe çok eksik olduğumu ve elimdeki bu kadarcık bilgi ile bu konuda birşeyler yazamayacağımı anladım. Bir de asıl ilginç tarafı bu konu fazla ilgimi çekti ve olabildiğince detaylı ilgilenmek istediğimi fark ettim. Birkaç kaynak buldum. Türkçe ve İngilizce kaynaklar. Ama üzerine düşüp ilgilenmek gerek. Dün sunumda İpek Hanım'ın bizimle paylaştığı sunumu Kaynağım İnsan'dan tekrar incelemem gerek vs. İşin kısası şudur ki sosyal medya bir okyanusmuş ve ben içinde bir su damlasıymışım. Bu konu hakkında kapsamlı bilgi edinip sonra sizlerle paylaşmak istiyorum.

O arada sizinle paylaşmak istediğim birkaç konu olacak ama. Bir haftadır yaşadığım uykusuzluğa bu gece yenilmezsem size hem ofis hikayelerimden hemde geçen haftaya damgasını vuran dövme maceramdan kısacık bahsetmek için can atıyorum. : )

Sevgiler....


22 Ağustos 2011 Pazartesi

Hoş Geliyorsunuz, Renk Katıyorsunuz Ne İyi Yapıyorsunuz.:)

Bloguma giriyorsunuz yazılarımı okuyorsunuz hatta takibe alıyorsunuz. Sizleri tanımıyorum ve tanımadığım insanların beynimden ve yüreğimden dökülenleri okuması, beğenip takibe alması bana muhteşem duygular yaşatıyor.

Sağolun, varolun... Uzaklarda bir yerlerde birinin gözlerinin içinin gülmesine sebep oluyorsunuz. Umarım bende sizleri güldürecek, ufacık dahi olsa birşeyler öğretecek paylaşımlarda bulunabilirim.

Hoşgeldiniz, mutluluk ve renk getirdiniz bloguma :)

Tatilde Teknoloji Detoxu



Tatilden önceki son haftanın içine girmiş bulunuyoruz. Önümüzdeki 5 işgününü sağ salim aştıktan sonra 9 günlük tatil bizleri bekler. Benim gibi yaz tatili yapamamış olanlar için bu bayram tatili hazine değerinde. Nihayet geçtiğimiz hafta tatil planımı yapabildim. 9 günün 8 gününü Ege kıyılarında geçireceğim. Ucuz, neşeli, doping etkili bir tatil hayali var kafamda. Öylesine heyecanla bekliyorum ki tatili cumartesi sabahını dahi beklemeden cuma akşamından çıkacağım yola.

Asıl sizinle paylaşmak istediğim konu şu;  Eğer sizde benim gibi işkolikseniz bu hafta ne yapın ne edin gerekise fazla mesai yapın masanızda eksik, yarım yamalak iş bırakmayın. Tam denizin ortasında özgürce kulaç atarken aramanız gerektiği halde aramayı unuttuğunuz bir müşteri, masasına bırakmanız gerektiği halde atlanan bir rapor, teslim edilmesi gereken evraklar vs. vs. aklınıza gelip de canınızı sıkmasın. Bu hafta tatile hazırlık haftası bedeninizi, ruhunuzu, valizini hazırlarken bir yandan ofisinizi de hazırlamayı unutmayın. Derli toplu bir masa zihninizin de derli toplu olarak tatile çıkmasını sağlayacaktır emin olun. :)

Ve yine benim tatilde yapmayı planladığım bir diğer konuda teknoloji detoxu... :) Evet adı garip, ben buldum ama benim gibi iphone, macbook, notebook bağımlısı insanların arada sırada yapması gereken bir olay.

Bu tatilde mümkün mertebe bilgisayarımdan ve iphone'umdan uzak duracağım. Kolay olmayacak farkındayım ama bunu başarabileceğimi düşünüyorum. Dokuz günlük tatil macerama iki roman sığdırmayı bol bol dağ havası almayı ve bütün kaslarım gevşeyene dek yüzmeyi düşünüyorum.

Bu haftaiçi sizlerle bir yazı daha paylaşıp sonra tatil moduma geçip bayram ertesine kadar sizlere hoşçakalın diyeceğim.

Yukarıda ki nacizane önerilerime kulak vermeniz temennisiyle...

Sevgiler :)

21 Ağustos 2011 Pazar

Ben Bugün Çok Mutlu Oldum!


Defalarca yazdım blogumda, benim blogger olma sebebim İpek Hanım ve onun şahane yazıları diye. Bir eğitimin sonunda bizlere mutlaka yazmaya çalışın bu fark yaratmanız için çok önemli demişti. O anda gözlerimin içinde ışıl ışık bakışlarını görünce karar verdim en azından deneyecektim.

İşte bir süredir deniyorum, başarmaya çalışıyorum, çabalıyorum. Ama bugün çok güzel bir gelişme oldu. İpek Hanım ödüllü sitesi 'Kaynağım İnsan' da blogumdan bahsetmiş ve beni çok mutlu eden bir yazı yazmış. Bende bu mutluluğumu sizlerle paylaşmak istedim. Sayesinde yazı yazabildiğimi keşfettim, işime daha da gönülden bağlandım ve sizin kıymetli yorumunuzla doğru yolda olduğumu fark ettim.

Teşekkürler çok teşekkürler. Sizi tanıdığım için çok ama çok şanslıyım.

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Kırmızı Paltom Hala Dolabımda!

Çok akıllı biri sayılmam ama hayatta en çok takdir ettiğim huyum 'söz dinlerim.' Evet zaman zaman çok başıma buyruk davranırım ona şüphe yok. Özgür olmayı, fikirlerimi haldır huldur söylemeyi çok severim çok sıkta yaparım ama dediğim gibi gerektiği zamanlarda da şahane söz dinlerim.

Özellikle deneyimli ve tecrübeli insanların. Yani illa ki yaşını başını almış olması gerekmiyor benim dinleyeceğim kişinin. Başıma gelmesi muhtemel olayı benden önce deneyimlemiş olması yeterli.

Birkaç ay önce Ali Can Sodan'ı dinledim bir eğitimde. Hatta kendisi ile ilgili uzunca da bir yazı yazmıştım ve Ali Can Bey o çok kıymetli zamanını ayırıp yazımı okuyup adeta editörlük yapmıştı.
İşte o eğitimi bitirirken bir kaç defa şunu tekrar etti, 'gelişin,gelişin,gelişin.......' başka hiç bir şey yapmayın siz sadece gelişin dedi. Gelişmek geride sizin olmasını istediğiniz her şeyi size katacaktır dedi. Yüzünde şahane bir tebessümle söylediği o tek kelime mıh gibi çakıldı aklıma. Gelişin! karşımda uzun yıllardır aynı kurumda IK Müdürlüğü yapan bir beyefendi. Gezmiş, görmüş, yazar, çizer, piyano çalar. Yetmez gibi gelir birde çömezleri eğitmek için çabalar. Eeee şimdi tabiri caizse bu 'adam' gelişin diyorsa vardır bir bildiği değil mi, gelde dinleme.

Bu aslında şuna benzer siz ilkokuldayen, okula giderken (benim çok yaşadığım bir olay bu) anneniz siz daha yatakta gerinirken odanıza gelir şöyle bir camınızı açar odaya temiz havayı sokar bir yandan da havayı koklar, gözlerini şöyle bir gökyüzüne diker ve 'bugün kırmızı paltonu ve botlarını giy kızım hava bulutlu kesin yağmur yağacak' der... Sen ise yatakta şöyle bir gerinir kalkar önlüğünü giyer ve kot mont ve beyaz adidaslarınla okula gidersin. Akşama doğru eve döndüğünde çamur içinde ayakkabılar sucuk gibi, normal ağırlığının 3 katına çıkmış bir kot montla dönersin. :) İşte ben hep okula kırmızı palto ve botlarımla gidenlerden oldum. Bazı şeyleri öğrenmek için illa deneyimlemek gerekmiyor. Birileri sizden önce ıslandı diye sizinde ıslanmanız gerekmiyor. Hayat kısa deneyimleyecek daha önemli şeyler varken nedir bu yağmurda ıslanma çabası hiç anlamadım gitti.



İşte burdada gelişin diyen kişi gelişmiş hatta fazla gelişmiş karşısında otururken ağzınız açık dinliyorsunuz ve size gelişin diyor eh vardır bir bildiği sözünü dinlemek gerek.

Mesela İpek Hanım, yaz tatiline çıkarken kitap listesi yazmış Kaynağım İnsan'da bana göre bu bulunmaz bir kaynak alın size şahane bir kadın ve listesi bulmuşsun kaçırma al hepsini oku fırsatı.

Ya da 70 yaşındaki dayınız gelmiş size bence Fransızca öğrenmeye çalışırken dinlemeye de yeteri kadar önem var. Aksanı anlaman için bu önemli diyor.Ee bu adam 70'inde üstelik 40 yıl önce öğrenmiş Fransızca'yı gel de dinleme şimdi bu adamı! Bunun adı aptallık değil de ne...

Söz dinemek iyidir hele ki sözüne güvendiğiniz insanları dinlemek kişiye çok güzel şeyler dahil eder. Ben söz dinlerim, şimdide sözümü dinlerse iyi olacağını düşündüğüm insanlara sözümü dinletme çabasındayım. Ben söz dinliyorum gelişiyorum, okuyorum, yazıyorum, hedeflerimin peşinden koşuyorum, Etrafımdakileri dinliyorum içimdeki Gülsün'ü dinliyorum.

12 Ağustos 2011 Cuma

Gün Ortası Ajansı :)

Bir süredir her sabah ilk işim ofise girer girmez bilgisayarımı açıp, kariyer portallarına girip IK Müdürü başvurularını ön elemeden geçirip yöneticime sunmaktı. 21 yaşında ki santral memurlarından 58 yaşında ki emekli güvenlik memuruna kadar başvurmayan kalmadı, sağolsunlar güzel ülkemizin güzel insanlarını bu çaresiz durumlara düşürenler sağolsun! Umut, fakirin ekmeği pek tabi. İnsan işsiz, güçsüz kalmaya, evine ekmek götürememeye kalsın yapmayacağı saçmalık yok.

Ama takdir edersiniz ki bu durum bizler içinde gayet zor. Ali Sabancı'nın takdiğini başıma gelen bu olayda hepten anlayıp, takdir edip, kabule geçtim. :)

IK departmanını bu kadar düşünen başka bir yönetici olamaz kanımca işbaşvurularını ücretli yaparak hem IK'nın zamanını ziyan etmiyor gereksiz başvurularla, hem de toplanan parayı sosyal sorumluluk projelerine akıtyor. Akıl mı akıl kimse boşuna Ali Sabancı olmaz.

Neyse efendim malumunuz epey vakit önce yazmıştım bir önce ki IK Müdürü maceramızı sütten ağzımız yandı yoğurdu deep-freezee atıp dondurma kıvamında yemeye karar verdik, üflemek bizi kesmedi.

Epeyce bir zaman aradık, taradık, bir sürü görüşme yaptık. Sağolsunlar, yorulup bu hiç de merkezi olmayan işyerimize teşrif ettiler. Biz onları tanıdık, mutlu olduk. Ama en nihayetinde bir kişi istihdam edilecek pozisyon için doğru olduğunu düşündüğümüz seçimi yaptık.

15 yıllık IK deneyimli, Türkiye'nin en büyük tekno-marketlerinin birinde 7 yıl yöneticilik yapmış bir beyefendi ile el sıkışma arifesindeyiz.

Bu bağlamda SecretCv'ye de teşekkür etmeden geçemeyeceğim. Bu portala karşı ön yargımızı yenmemizi sağlayan Serra Hanım' a da tabiki :) Bu yazımı onunla da paylaşacağım...

Bu arada SecretCv demişken geçen gün kargo ile Avukat Ergun İNCE tarafından kaleme alınan İş Hukuku kitabını yolladılar bize. Bütün müşterilerine sunulan bir hizmet. Bugüne kadar hayatımda okuduğum en yalın ve net yazılmış İş Hukuku kitabı önemle tavsiye ediyorum.

Şimdilik bu konu ile ilgili yazacaklarım bu kadar. Bize şans dileyin yeni müdürümüzle her şeyin çok güzel olur umuduyla, şimdilik hoşçakalın.

Bu arada birde özel not; Yarın yıllardır planlayıp bir türlü cesaret edemeğim dövmemi sanırım yaptırıyorum. En kısa sürede bunu da paylaşacağım sizinle...

Sevgiler.

6 Ağustos 2011 Cumartesi

Değişir misin, Değişmez misin? Peki, Sen Bilirsin...

Uyku saatim kaçtı arkadaşlar kaçınca da kolay kolay gelmiyor. Gelmeyince bende yazıyorum. Bugün bir arkadaşlar devamlı değişim ve gelişimden konuştuk. İnsanlar değişir mi yoksa 7'sinde ne isen 70'inde de o musun? Bu konuda çeşit çeşit fikirler var. Bende çok net değilim bu konuda ama sanırım insan kendi isterse her şeyi başarır. Peki insanlar bu konuda neler düşünüyor. Bir danışmanlık firmasının forumundan bulduğum bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Buyrun bakalım insanlar bu konuda ne düşünüyor ;
 

Solaris isimli üyenin yorumu;

Bu soru bana bir film sahnesini hatirlatti. "Tehlikeli İlişkiler" di  filmin adı. Erkek  karakter,  " İnsanlar değişebilir mi?" diye sorduğunda, kadın karakter "Evet, daha kötüleşebilirler" diye cevap vermişti.
Hayatın zorlayıcı koşulları, değerlerde erozyona sebep olabilir ve bu da gittikçe kötüleşmeye yolaçabilir. Diğer taraftan, başımıza   bir olay gelir, hayata bakışımız değişir,  daha  yardımsever, dürüst, pozitif bir insan olma isteği, kendi hayatımızı daha güzelleştirmek üzere, ortaya çıkar  ve değişebiliriz giderek.
Değişmek mümkün ve dışardan alınan yardımlarsa ( profesyonel bir kişinin yardımından---bir kitaba kadar) süreci çok hızlandırabilir diye düşünüyorum.

menevşe isimli üyenin yorumu;
ben son iki yıldır büyük değişimler yaşayan biri olarak evet diyorum.eğer isterse değişebilir.

uzmanın konu hakkındaki görüşü;
Birgün bir danışanım gelmişti ofisime 65 yaşında bay.
"Geldiğim yer doğru sanma yanlış bir yere geldim!Bu yaşta şunu düşündüm,belki 1 gün ömrüm kaldı ama ben bu 1 günü mutlu geçirmek istiyorum"dedi.
Ben de kendisine amca allah sana uzun ömür versin dedim.
Cevabı netti! "Bana beddua etme,ben eşimle 1dk bile birlikte olmak istemiyorum,uzun yıllar ona nasıl katlanabilirim"dedi.
Neden dedim?
Onu değiştiremedim dedi ve sonunda ben nasıl değişebilirim diye öğrenmek için buraya geldim dedi...

sedda55 isimli üyenin yorumu;
haklısınız insanları değiştirmek çok zor bunu biliyorum. ama en azından biri ısrarla size haksızlık ederken ve sahip olduğu iyileri de yitirmişken ben o insanın özüne tekrar nasıl döneceğini ya da dönebilir mi onu merak ediyorum. amaç yaratmak değil var olanı yaşatmak sadece...

selen isimli üyenin yorumu;
Arkadaşlar ayakkabı alırken olmazsa değiştiririm mantığıyla mı alıyoruz? Deniyoruz ayağımıza en uygun olanı alıyoruz öyle değil mi?Aslında eş seçiminde de yaptığımız en büyük hata başlangıçta gördüğümüz eksiklikleri nede olsa zamanla değişir diye düşünerek görmezden gelmemizdir bence.. evet insan değişir demiştim başlangışta, daha doğrusu insan gelişir demiştim...elbette gelişmeyi rededen esneklik ve ebilebilirliklerden uzak olmayı secen insanlar var. işte bunlardır bence 7sinde neyse 70inde de öyle olanlar...hayatımızda bu karakterde insanlar varsa Allah kolaylık versin diyorum..:)

nihal 38 isimli üyenin yorumu;
ben geçmiş zamanda yaşadıklarıma bakarak,çok değiştiğimi düşümüyorum insanlara karşı yaklaşımlarım değişti ama hala çok iyi niyetliyim..değişmemin bana tek katkısı iyi niyetli olsamda bunu kötüye kullandırmıyorum ve insanlara güvenmiyorum..tabiki herkese değil..ama çevremde gördüğüm kadarıyla insanlar çok değişkenler aslında buna riyakarlıkta diyebiliriz..seni seviyor gibi görünüp arkandan iş çevirebiliyorlar..hayatta ne değişmiyorki?değişmemizin nedenlerinden biride zamana ayak uydurma çabamız..zaman değiştikçe haliyle bizlerde değişiyoruz..eskiye nazaran daha az sevgi doluyuz herşey menfaat üzerine kuruluyor malesef.içinizden ben bu zaman kadar hep aynıydım değişmedim diyen varmı??

paramparça38 isimli üyenin yorumu;
insanlar degisiyor evet ama kisilikler hep ayni kaliyor. bu degisim daha cok evet olumsuz yonde. iyi huylarimizi gittikce kaybederek.. cunku daha yorgun, daha yipranmis.. ama bunlarin sonucunda daha olgun....

solaris isimli üyenin yorumu;
Yine bir filmden örnek vermek geldi içimden :)  "Yüzüklerin Efendisi"nde iyi karakterlerin bile kötü yola sapmalarına ramak kalmışken, kendilerini büyük güçlükle iyiye doğru yöneltmeleri...
İyi yönde değişmek extra enerji istiyor maalesef.  Bir tabağı yere atıp parçalamakla, parçaları alıp birlestirmek arasındaki fark gibi...

babacan isimli üyenin yorumu;
Ben değişeceğim diyene inanırım, Onu değiştireceğim diyene inanmam.
İnsan için değişim ancak kendisi için geçerlidir, kendi istekleri,ihtiyaçları ve zorunlukları doğrultusunda kendini iyi veya kötü yönde değiştirebilir.
Ama başka birisini değiştirmeyi düşünmek ya imkansız yada geçicidir.
Hele eşinizin değişebileceğini düşünmek sonu hüsranla biten bir hayaldir.

senem34 isimli üyenin yorumu;
insanlar değişebilir. Sadece sempatik gözükmek, duygu sömürüsü, menfaat ve çıkar uğruna değişirler. Geçici bir değişimdir yanı yoksa huylu huyundan vazgeçer mi hiç?

umutlu isimli üyenin yorumu;
Bence insan kendi istese değişebilir,istemesi gerekiyor...Ama adeğişmek çok da kolay bir şey değil...Değişmek için fedakarlık göstermek ve bu süreçte pes etmemek gerekiyor...Değişim zordur ve zor olanı başarmak çaba ister...

çağla isimli üyenin yorumu;
İnsanların değişeceğine hiç inanmıyorum, yani ben değiştirmek istediğim insanları değiştiremiyorum.Onlarda beni değiştiremiyor. Kısacası eskiilerin dediği gibi İNSANIN CANI NASIL GİRERSE ÖYLE ÇIKAR deyimine inanıyorum.

hacer isimli üyenin yorumu;
bence insanların 7 sinde olup 70 ine kadarsure gelen bi takım değişmez huyları vardır.bu zaman diliminde gttiği yola bağlı kotuye gidiyorsa kotuleşebilir iyiye gidiyorsa iyi olur tuz biber gibi eklenir yani kişiligimize ama her zaman ana bir yemek vardr kimliğizde değişmeyen..bir insanı değiştirmeye gelince işte o insanı değiştrcem diye kendmzide kotu anlamda değiştirebilirz de..


Neyse bu kadar yeter gördüğümüz gibi aslında bir çoğunda ortak bir noktada buluşuyoruz. İstersek değişiriz o ya da bu isterse değil biz istersek. Bu da bir önce ki yazıma gidiyor istiyorum öyleyse varım diyorum ve artık kitabımı koynuma alıp onunla sızmak istiyorum.

Size iyi pazarlar sanırım salı akşamı yine buralarda olacağım.



kaynak: bb danışmanlık
(yazıları olduğu gibi aldığım için var olan imla hataları için özür dilerim.)

Sen İstediğin Kadar Gri Ol Ben Masmaviyim,Yemyeşilim

Öyle garip insanlar var ki şu hayatta ellerinde birkaç şey... Bir iş, meslek, eş, biraz para falan o kadar bunun dışında her şeye kapalılar. Hayatlarına ekstra birşey dahil etmeye hiç ihtiyaç duymuyorlar.  İşe gidip eve dönüyorlar ya da okula gidip, sınava girip eve dönüyorlar. Hayatlarında, hayata renk katan hiç bir halt yok. Gri hayatlar yaşıyorlar. İçinde hiç kırmızı yok, mavi yok, yeşil yok, mor yok...

Gri hayatlarının içinde yaşarken etraflarına gri toz bulutu saçıyorlar. Senin kırmızının, benim morumun üzerindeki minik gri lekeler ne sanıyorsun?

Bu insanlara bir isim takmak gerekse ne takardım bilmiyordum. Bunlar dondurmanın sadesi, işkembenin sarmısaksızı gibi tipler. Ağız tadını bozan, yaşam enerjisini düşüren, renklerimize bozluk katan cinsten insanlar.

Düşünüyorum bir yandan bunlara ne diyebilirim diye? Bunlar 'ben böyleyimciler' evet aslında tam aradığım tabir bu değil ama böyle diyeceğim bu yazımda...

Ben böyleyimci'ler sinemaya gitmez, tiyatroya gitmez, üretmez, yaratmaz, bir sabah erkenden uyanıp güneşin doğuşunu izleyeyim gökyüzünün o muhteşem renginde ruhumu aydınlatayım demezler.

Çünkü onlar öyledirler. Onları öyle kabul etmemizi  beklerler. Zaman zaman değişme eğilimi gösterip sonra yolun yarısına varmadan eski modlarına dönerler.

Bunlar için ne yapabiliriz bilmiyorum ama ben bu ben böyleyimcileri sevmiyorum. Üretmeyen, çabalamayan, hayat standardını yükseltmek için çaba sarf etmeyen insanlar benim için kuru kalabalık. Bunları bir yere toplayıp eğitip topluma yararlı bireyler haline getirip sonra ortalığa bırakmalıyız. Evet tamam sosyal kelebek olmasınlar ama bu kadar grilik çok fazla hayata biraz renk lazım.

Gökyüzü bile önce kararıp, yağmurunu boşaltıp sonra yedi renge bürünürken nedir sizin bu haliniz, kibiriniz? Kime bu tepkiniz kendinize mi yoksa rengarenk bizlere mi?

Sizler bizim kırmızılarımızın üzerinde bir kaç damlasınız o da biz sizi elimizin tersiyle silkeleyene kadar... Ben olsam tez zamandan vazgeçerdim gri olmaktan...

Hadi bu gece herkes hayattan birşeyler istesin. Bir nefes, bir enerji, bir renk isteyelim. Boşverin uyumsuz olsun turuncuya maviyi, kırmızıya moru katın rengarenk olsun ruhunuz atın kendinizi sokağın kalbine...

Başkalarının kırmızılarına gri toz bulutu saçacağınıza grilerin üstüne kırmızının ateşini savurun...

Kısacık ömrümüzü yemyeşil, masmavi geçirelim. Biri doğanın rengi biri suyun. Unutmayın ki bunlar olmadan çiçekler açamaz ruhumuzda... Grinin üstünden ancak arabalar geçer oysa yeşillerde rengarenk çiçekler yeşerir. Ve bizim ruhumuzdan derilen çiçekler kimbilir kimlerin ruhunu süsler...

Bu döngüde gelin isteyelim, rengarenk olmayı isteyelim...

İSTİYORUM ÖYLEYSE VARIM.

ve hatta 11 Ağustos'da Nişantaşı'na gidip Rana Özşeker'in renklerle ilgil şahane konuşmasını dinleyelim.

Sevgiler...

Nedir Sizin Bu IK'dan Anladığınız?

İyi Geceler Sevgili Dostlar ;


Bugün size yeni günün ilk dakikalarından yazıyorum. Yeni gün ilk dakikalar ama hala iyi geceler denen saatler. Şahane bir geceden kocaman sevgiler...

Aslında sıkıntılı sayılabilecek birgün olmasına rağmen bir süredir becerebiliyorum hayatımdan sevimsizlikleri ayıklayıp sevimli şeyleri ön plana çıkarmayı.

Sabah saat 10:00 sularında Perşembe günü aniden gelen bir iş teklifi ile başladı muhteşem cumartesim. Gidip gitmeme konusunda biraz tereddüt ettikten sonra bir IK'cı olarak her görüşme özünde bir tecrübe anlayışından yola çıkarak görüşmeyi kabul ettim.
Bu görüşme yazının ana konusu olduğu için şimdilik burada kesiyorum çünkü aşağılarda bolca bahsedeceğim.

Şimdi günün diğer detaylarından bahsedeyim. Bugün cumartesi ve 1 aydır olduğu gibi cumartesi artık benim için perküsyon günü. Saat 16/18 arası Gürkey Müzik Atölyesi'nde önümde kongomla başbaşaydım. Artık çıkardığım sesler kulağımı tırmalıyor :) Melodi, ritim falan gayet hoş...

Müthiş zevk alıyorum ve stres atıyorum. Günümü ve hatta haftamı güzelleştiren bir aktivite olarak ciddi ciddi sizlerede öneriyorum. Gerçi bugünkü dersimi sevimsiz kılan olaylar yaşamadım değil. Söz veren arkadaşlar haber verme gereği bile duymadan gelmediler. Ben onlar gelecek diye tanıştırmak için yanımda getirdiğim arkadaşıma mahçup oldum falan ama özünde çok da önemli konular değil. Herkes her hareketiyle sadece kendini temsil eder beni ya da bir başkasını değil... Buradan onlara yeniden sevgiler...!!!

Her neyse ders faslından sonra Şişhane'den koşar adımlarla durağa oradan yine uçarak Beylikdüzü'ne... Çünkü akşam harika bir iftar programı organize ettim. Nefis bir aile yemeği, şahane yemekler, nefes kesen bir deniz manzarası, kulakların pasını silen fasıl keyfi ve doyumsuz muhabbet, sıcacık kocaman bir aile benim ailem şahane ailem... :)

Hadi gelelim günün olayına :)

Dediğim gibi perşembe günü bir telefon ses tonu ve konuşmasından asla IK'cı olmadığını hemen anlayıverdiğim bir beyefendi telefonda kısa bir mülakat yaptı ve beni iş görüşmesine çağırdı. Dediğim gibi bende kabul ettim. Dış cephe kaplaması yapan bir firma ve kendi dış cepheleri dökülüyor. Fabrikaya girince bir duraksadım ama oraya kadar gitmişken hadi görüşeyim dedim :)

Aldılar beni toplantı odasına ferah şık döşenmiş bir oda 10 dakikadan fazla bekledikten sonra muhasebe müdürü genç beyefendi gayet casual haftasonu jean kıyafetiyle karşıma geçti. Elinde özgeçmişimle birlikte. Neyse merhaba merhaba faslından sonra başladık konuşmaya... 500 kişi istihdam eden bir kurum ve IK departmanı kurmaya lütfen karar vermişler.
Bende elimde onların kariyer.net üzerinden verdikleri iş tanımı ile oturuyorum. Bende hazırlıklıyım anlayacağınız elimde çalışmalarım, sunumlarım, eğitim sertifikalarım vs.

Evet buyrun arkadaşların iş tanımı ;

-Personel İşe Alma, sınav yapma, sınıflandırma , atama , sicil düzenleme, yükseltme gibi konularla ilgili bilgi,beceri, yöntem ve uygulama faaliyetlerini yerine getirmek.
-İnsan kaynağına ilişkin politikalar, planlar, ve yönetmelikleri hazırlanmak ve sürdürülmesini sağlamak.
-Personelin eğitimi, geliştirilmesi, değerlendirilmesi, ve haklarının (ücret v.b.) verilmesi konularını yürütmek.
-SGK İş ve işlemlerini takip etmek.
-Yurt içi ve yurt dışında bulunan şantiyelerle ilgili dosyaları takip etmek.

İlanın adı İnsan Kaynakları Müdürü...

Adamın bana sorduğu soru bordroda damga vergisi oranı... Hadi al bakalım 1000 TL brüt ücret bana netini hesapla...

Ne diyorsun sen ya tamam ben mali işler tabanlı olduğum için bu soruların hepsine cevap veririm. Ama bunlar IK'nın konusu değil ki...

Siz bu zihniyetle mi şirketinizde insan kaynakları departmanı kuracaksınız? Bordro hazırlamak,  puantaj yapmak değil ki IK'cılık.

Görüşme hemen bitsin diye zamanla savaştım ve koşar adımlar şirketten ayrıldım. Çünkü o kurum IK Müdürü arıyor ama IK'nın ne demek olduğunu bilmiyor. 500 kişilik şirkette iş görüşmelerini hala muhasebe müdürü yapıyorsa burada birşeyler fena halde yanlış demektir.

Anlayacağınız fiyasko bir görüşme böyle yerlerde var dedim ve bu şirketi hayatımdan sonsuza dek çıkardım :)

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Gün, Akşama Koşarken

Bugün ilk kez ofisten bir şeyler karalıyorum.

Günün bu saatlerinde blogumda bir paylaşımım olsun istedim. Nedendir bu istek bilemedim. Belki de bugün işlerin sakin oluşundandır.

Aklıma bir süredir takılan konu... ' Yaşam Kalitesi ' Nedir, nasıl oluşur, nasıl yükseltilir vs. diye etrafımdakilerle durmadan konuşuyorum ve devamlı düşünüyorum.

Nazım' ın dediği gibi ' Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın...'

Hakikaten böyle yaşamak şakaya gelmez ciddiye alıp, üzerine düşünüp, kaliteli, standartları yüksek tutarak yaşamak gerek. Bunu yapıyor musun derseniz... Cevabım çok net değil fakat bunu istiyor ve bunun için çabalıyor musun diye değişirse soru cevap net 'Evet'

Katma değer kavramını düşünüyorum. Alış-veriş dışında kullanıldığında çok karizmatik buluyorum kavramı. Katma değeri yüksek müdür, katma değeri yüksek arkadaş vs.

Sizin etrafınızdakilerin katma değeri % kaç?

Hadi bir düşünelim; Ne kadar çok canımızı sıkan, hayatımızda fuzuli yer işgal eden, bize durmadan zarar verip zerre yarar sağlamayan ne çok insan var etrafımızda. Bunları tutma sebebimiz çıkarmaya üşenmek mi, dursun kenarda birgün işe yarar düşüncesi mi yoksa bu gereksiz, kuru kalabalığa alışmamız mı doğrusu emin değilim.

Bundan sonrası hakkında en ufak bir fikir yok kafamda yazacak. Önce biraz düşüneyim sonra bu konuda bir şeyler yazarım.

Bu yazınında kalitesini arttırmak için sizinle güzel bir video paylaşayım.
Günün hızla akşam üstüne ilerleyen saatlerinden Sevgiler...

2 Ağustos 2011 Salı

Online Sohbet, Online Sevgili, Online Alış-Veriş, Online YALNIZLIK

Şimdi inkar edemem. Teknolojiyi seviyorum, yenilikleri takip etmeyi, işlevsel ve moda ürünler kullanmayı vs...  İnternet üzerinden tanıştığım arkadaşlarım da oldu, sevgilim de, vazgeçemediğim her sabah düzenli olarak girip acaba bu sabah ki kampanya ne diye kontrol ettiğim online mağazalarda...

Lakin ;

Gerçek hayattan uzaklaşıp salt beyaz cam üzerinden bir hayat sürmek pek tabi beraberinde bir çok sıkıntıyı getirecektir.

Bu hafta ki Hüriiyet IK' da bu konu üzerine yazılmış tam sayfalık güzel bir yazı vardı. Üç uzman psikolog ki biri benim çok sevgili danışmanım Şirin Hacıömeroğlu Atçeken, konu ile ilgili çok hassas konulara değinmiş ve gidişatın tehlikesinden bahsetmişler.

Şöyle düşününce cidden durum vahim. Çocuklar 3 aylık yaz tatillerini pc başında saçma sapan oyunlarla geçiriyor. Kadın mutfakta yemek yaparken kocası arka odada sanal seks yapıyor. Adam salonda maç seyrederken kadın hiç tanımadığı insanlarla okey oynuyor. Ortada koca bir aile, bir sürü yalnız birey.


Her şeyin azı karar, çoğu zarar diye boşa dememiş atalarımız... Teknoloji doğru kullanıldığı zaman sonsuz derya, engin bilgi denizi ama ipin ucu kaçtığı takdirde bozuk ruh hali, sağlıksız nesiller, dağılan yuvalar ve sonsuz bir iletişimsizlik...

Bu konuda neler önerebiliriz diye düşününce, benim son yıllarda fazlası ile yapmaya çalıştığım sosyal paylaşımlar geliyor aklıma. (Facebook ya da Twitter değil ama bu sosyal paylaşımlar. ) Günlük eğitimler, work shoplar, dost toplantıları, yemek kursları, dans dersleri vb. bir çok aktivite.

Özellikle büyük şehirlerde yaşayanlar bu konularda çok şanslı. Binlerce alternatif, uygun fiyatlar, her zevke, her kapasiteye uygun çeşit çeşit imkanlar.

Şirket içinde de bu konu hakkında yapacak şeylerimiz olduğuna inanıyorum. Özellikle kalabalık ve iletişim trafiğinin yoğun olarak e-posta ile döndüğü kurumlarda haftanın bir günü, istisnai durumlar hariç mailleşme yasaklanabilir mesela. O gün iletişim yüzyüze, konuşarak, göz teması ile yapılabilir.

Haftalık düzenli toplantılar, ayda ya da iki ayda bir şirket dışı görüşmeler organize edilip yüz yüze iletişim sağlanabilir.

Teknolojik yalnızlığa düşmemek için, bizim yetiştireceğimiz yeni nesilleri pc'ye bağlı robotlar haline getirmemek için bence hemen harekete geçmeliyiz.

Sevgili elini tutup, kokusunu duyunca güzel
Arkadaş, gözüne bakıp kadehini tokuşturunca güzel
Ve bence çocuklar saklambaç oynamanın, lastik atlamanın, akşam karanlığında renkli istop oynamanın tadına varmalılar... : )

Sanal ortamdan yazdığım bu yazımı, yanınızda sıcacık gerçek insanların olduğu, size en sıcak gülücükler gönderen bir çocuğun yanında, gerçek gülüşün iki nokta üst üste ve parantez olmadığını doya doya hissettiğiniz bir ortamda okumanız dileğiyle..

Sevgiler :) ( Ben buradan iki nokta ve paranteze mecburum ama inanın şu anda kocaman gülüyorum. )

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Gülmedi Gül Yüzüm :) Bütün Eski İşlerime Selam Olsun :)

iş hayatında şansım dönmedi gitti vesselam!

Yıllar yıllar önceydi... 1999 yılı olsa gerek. Lise yılları zorunlu staj var. Sonbahar'da okulların açılması ile staj başlayack. Neyse efendim bulduk bir iş Kapalıçarşı'da kuyumcu. Zaten oralarda geçmişim var ( o kısımlara hiç girmiyorum çocukluk yıllarım, borsayı görünce kavga var zannedip yolumu değiştirip, kaybolup aynı dükkanın önünde 5 defa geçtiğim yıllar) neyse mekana yabancı değiliz oralarda da eniştem çalışıyor koruyup kollayacak biri de var tamam dedi kurul 'çalışabilir' Gülsün'e soran yok. Kızım kuyumcu da çalışmak ister misn diye... Neyse dedim kızım sık dişini haftada 3 gün o da alt tarafı 1 sene katlanılır. Sonra bir baktım kuruldan şok bir karar daha ne gerek var koca yazı evde boş boş geçirsin şimdiden başlasın.

Dın dın dın dın kulaklarımın nasıl uğuldadığını, mideme akan ılık sıvının etkisini şu anda bile hissediyorum. Bu kurul kararı pazar akşamı ailece yenen akşam yemeğinde veriliyor. Veee... evet doğru tahmin ertesi sabah tramvaydaydım. Beyazıt Old Bazaar sesi ile çınladı kulaklarım tramvayın uyuz sesli kadın anonsuyla... Uyandım ve rüya değildi. Yetmez gibi ilk sabah birde tramvayın yanlış kapısında bekledim, o kadar uyku sersemiyim ki herkes diğer kapıdan inerken ben hala kapı neden açılmıyor diye bekliyorum.

Neyse kazasız belasız indik yürüyorum ama inanın bilmeden, sürü psikolojisi ile herkesin gittiği yöne doğru kapıldım gidiyorum. Haydaa... o da nesi Kapalıçarşı açılmamış meğer 8'de açılırmış kapıda biraz bekledikten sonra hürraa daldık içeri. Beyazıt kapısı akar çeşmeler derken Kılıçcılar Kapısı'na ulaştım. Özünde severim o tarihi dokuyu ama çok çok gezer, kuyumcu vitrinlerine bakar arada bir uyuzluk olsun diye dükkanlara girer 3 5 yüzük dener sonra da beğenmedim der çıkardım. Çalışmak da nereden çıktı.

Neyse öyle ya da böyle başa geldi çekeceğiz. Girdik ofisten içeri 4 tane tip hatta tipi tip!
Ne yaparım ben bunlarla?!?

Kuyumcunun muhasebe bürosu. Bir müdür, bir genel müdür, bir daha da genel müdür, bir asistan bir de gariban stajyer... Başında mavi ponponlu tokasıyla, gösterilen sandalyeye oturmuş zavallı stajyer Gülsün :(

İlk gün bana Nema formlarını ve bir daktilo verdiler. Daktilo ama ne daktilo tuşlara 10 kere basarsan belki canı isterse o bir vuruş atıyor. Şerit delik deşik, şaryoyu atınca neredeyse fırlayıp kapıdan çıkacak, nereden baksanız 20 senelik bir alet. Tabi bütün nema formlarını delik deşik ettim. Tahmin edersiniz ki suçlu daktilo değil ben oldum. Neyse kalktım Ziraat Bankası'na gittim yeni formlar aldım yetmez gibi cebimdeki 3 kuruş paramlarda daktilo şeridi... Geldim yazdım formları falan derken.

Hadi dediler sen Vezneciler'e... Orası neresi yahu ne yapacağım ben orada? Hey Allah'ım!!! Ek1 Ek2 formlarını verecekmişim. Vezneciler neresi bilmiyorum Ek1 Ek2 ne zaten onu hiç bilmiyorum. Elime bir blok nota kaşe basıp verdiler kaybolursam adres olsun diye (aman ne düşünceliler)  Yaz sıcağı hava 1500 derece Gülsün Vezneciler yolunda. Bilmem söylememe gerek var mı ama son paramı şeride vermiştim.

Az gittim uz gittim burnumun ucunda ki terle Vezneciler'i oradan da son bir hamle ile Unkapanı'nı buldum.

Ekleri verdim ama geri nasıl yürüyeceğim hiç bir fikrim yok. Baktım Saraçhane Parkı'nda yaşlı bir teyze. Ya düşüp bayılacağım ya da dilencilik yapacağım. Teyze dedim durum bu bana otobüs bileti parası... Neyse kadıncağız insaflı çıktı bana bilet verdi. Zor bela gittim şirkete. Demezler mi biz öbür dükkanın çalışanlarına ait formu unuttuk bir de bunu götür diye. Haydaaa şeytan diyor indir suratına al sana öbür dükkan bu da Ekleri ama işte stajyer, daha ilk iş günüm bunun referansı var, bon servisi var. Hadi kızım sana yine Unkapanı cepte para yok, yollar uzak. Çıktım bu sefer git-gel yürüdüm. Zaten ofise döndüğümde akşam olmuştu çıkıp evime gittim. Evime hiç o kadar hasret kaldığımı bilmem :) ve yine doğru tahmin ertesi gün hastalanmıştım.... :)

Bu sürgün böyle böyle 1 sene sürdü. Bir sene sonra onlar sağ ben selamet yolları ayırdık.

Neyse yine günlerden birgün annemle özgür özgür çarşı pazar gezerken bir arkadaş aradı. Gülsün, Mecidiyeköy'de bir SMMM yanına birini arıyor. Yetiştirecek iş öğretecek akıllı biri lazım.
Tamam akıllı kısmı zaten peşin tuttu adam da madem öğretecek peki dedim gidelim. Hey allahım haftada 6 gün sabah 8 akşam 7... Gülsün Mecidiyeköy yollarında... 320 satıcıyı bile öğrenmedim valla. Adamın ilaçlarını al, karısının, kayınvalidesinin, kızının kayınpederinin vergi iade zarflarını doldur, adam diyet yapar git manavdan kabakla dereotu al derken. Bu sürgünde 1 sene sürdü.

Derken yine günlerden birgün yine bir arkadaş dediki bir çelikçi patronu Alman, satışçı birini arıyorlar. Senin gibi cin gibi biri lazım... :p anladınız siz onu :)

Neyse kalktık gittik adam peltek sarmısak kokan bir adam. Hey allahım yine bir sürgün yeni bir sürgün. Ben söylemeyeyim siz anlayın 1 yıllık yeni bir sürgün daha, gerçi buradaki işimi sevmiştim öyle ki sarmısağa bile alışmıştım... :)

Derken oradan ayrılır ayrılmaz yeni bir çelikçi yine satış... Bu sefer daha bir güzel gibi sanki daha düzgün!!! dememe kalmadan orada da gereksiz bir vatandaş dibimde bitiverdi. Anlayacağınız yine aynı son 1 yıllık yeni bir sürgün macerası...

Günler günleri aylar yılları derken bende çeşit çeşit iş arkadaşı, çeşit çeşit yönetici ve binlerce saçma anı ile sondan bir önceki işimin kapısından giriverdim. Hımm bu sefer daha mı iyi ne en azından ortam kalabalık 3 5 insan görecek gözüm... :)

Hadi bakalım dedim bu sefer olacak ümitliyim... Amanın! o da nesi burası işyeri değil Nazi Kampı!!! Herkes bir garip devamlı birileri hata yapsa da bize ekmek çıksa diye ortalık kollayan adamlar, kapı önü sigara sohbetleri, rutin dedikodu seansları falan derken orada ki sürgün yıllarca sürmüş... Bir gün oranın kapısından stresten yara içinde ayrılırken kim bilebilirdi bugün neler çekeceğimi :(

Ve son işim ve mevcut işim Nazi Kampı'ndan Ali Baba Çiftliği'ne terfim... Bu seferde herkes lay lay lom!!!
İş mi var? amaaann yaparız... Faturalar mı? amaaannn gireriz...  Sunum? aaa unuttum.... sen onu aradın mı? yooo yarın ararım....

Veee ben evet ' benim hala umudum var'