Follow by Email

21 Kasım 2011 Pazartesi

Midemde Kramplar!

Bir süredir şirket içinde neredeyse her daim eleman arayışı içindeyim. Hep derler ya hani IK'cılar iş görüşmesi sürecinden sonra çok sancı çektirirler adama arayacağız derler aramazlar, sen ararsın kafanı en karşıştaracak cevabı verirler. Tam olumlu kesin olacak derken kaparken ama yine de biz sizin yolunuzu kapamayalım daha iyi alternatifler çıkarsa mutlaka değerlendirip diyerek canınızı sıkarlar.

Peki siz bilir misiniz ki adayı davet edene ve o aday söz verdiği saatte görüşmeye gelene kadar bizlere ne sancılar çektirir?

Kariyer portallarına girilir, aday veri tabanından kriterler seçilir ve yüzlerce CV içinden uygun olanları çekmecelere atılıp, çıktıları alınır sonra tek tek hepsi aranır. Önce telefonda kısa bir iş tanımı hem de aday hakkında azcık da olsa fikir edinme çabası sonra ise görüşme daveti.

Sonra asistan arkadaşa bilgiler verilir ve adaya davet e-postası gönderilir. Daha sonra görüşme saati gelir çatar ortada ne aday ne bir şey...

Ararsın açmaz kimisi ise gayet rahat meşgule atar, telefonu suratınıza kapatır. Siz bütün gününüzü gelecek adaylara göre planlamışken o haber dahi verme teneüzülüne katlanmadan, üstelik aradığınız zaman telefonu suratınıza çarpar.

Pek tabi adaya işkence çektiren IK'cılar da vardır ama inanın ilk süreçte bizim çektiğimiz sancı da hiç yabana atılacak cinsten değil.

Bugün bunun gibi tam 3 adayla karşı karşıya kaldım. Departman yöneticime karşı çok zor duruma düştüm. Saygısız bir kaç kişi yüzünden uzun ve gereksiz açıklamalar yapmak zorunda kaldım. O kadar sinirlendim ki o öfkeyle kariyer.net'e girip aday hakkında yorum ya da rep verilecek bir buton aradım, bulamadım. Düşündüm de bu portallarda bunlar olmalı yeri geldiğinde aday yeri geldiğinde de işveren birbirini oylayabilmeli hem adaylar hemde işverenler için çok faydalı ve samimi bilgilere ulaşma şansı verebilir bu durum üstelik bu her iki tarafında kendine çeki düzen vermesine vesile olur.

Evet işte hep dediğim ve çok doğru olan bir gerçek yine karşımıza çıkıyor. Hayatın ve kaliteli yaşamın temeli saygı... Bugün karşıma çıkan 3 saygısız adaya buradan selam olsun... :)


Hadi birde güzel haber vereyim size blogumun en vefalı takipçisi Serhat nihayet sözümüzü dinledi ve kendi gibi IK'cı olan bir arkadaşı ile beraber bir IK blogu yazmaya karar verdiler. Pek de iyi düşünmüşler Serhat'ın iki yazısını okuma şansım olmuştu ver her ikisi de birbirinden başarılıydı. IK konusunda devamlı okuyan araştıran işi gücü IK olan bu genç adama ve arkadaşına sonsuz başarılar ne kadar önemli bilmiyorum ama her daim yanınızda ve arkanızdayım. Heyecanla bekliyorum ilk takipçiniz olmayı. 

Sevgiler...

12 Kasım 2011 Cumartesi

Gracias Barcelona



Evet bize yaşattığın şahane 5 gün için gracias Barcelona!

Hayat zaman zaman bizi bırakıp kafasına göre hareket etse de aslında çoğunlukla bizim seçimlerimizdir. Bir şey için diğerinden vazgeçeriz, biri için ötekinden, kırmızı elbise için siyahından, daha geniş ve ferah bir ev için küçük ama sevimli olanından, daha çok para kazanmak için az para kazandığın ama evine yakın olan işten... Ve yeni seçimlerimiz hayatımız oluverir bir anda... Övünmek gibi olmasın bende genelde iyi seçimler yapmışımdır. Arada istisnalar olmadı mı pek tabi oldu ama 28 yıllık hayatın içinde çoktan kaybolup gittiler bazıları da benim seçmediğim maalesef doğuştan kötü şanslardı ama ne yalan söyleyeyim o da çoktan püff! uçuverdi ömrü hayatımdan.

Bu girizgahla Barcelona'yı sakın haa işte Barcelona'da şahane bir seçimdi diye bağlayacağım sanmayın :)
Ben bu girizgahı yol arkadaşım için yaptım. Alanım insan kaynakları olunca girdiğim bir ortamda gözü en ışıklı insanı hemen seçiveriyorum. Yok abarttım henüz bu konuda bu denli yetenekli değilim ama çalışma hayatımın bana bu yönde pozitif katkılarını da asla yabana atamam. Uzun çalışma hayatı (yaşıma göre) ve genelde çok değişik sektörler ve çok farklı kültürden insanlarla çalışmış olmanın katkısı çok ama çok büyük.

Bundan 7 ay önce tanıdım yol arkadaşımı. Önce biraz tereddütle sonra bu tereddütler azalarak yavaş yavaş hayatıma dahil ettim onu bu arada az yormadı beni... Her şey bir IK'cının kolay kolay üstesinden gelecek kadar kolay olmadı. Uğraştırdı, yordu, zaman zaman üzdü, kırdı, hayal kırıklığına uğrattı ama ondan vazgeçmemem için hep bir açık kapı bırakmayı becerdi :) Bazen bazıları olur içinizden bir ses 'tut, bırakma' der... En sevdiğiniz arkadaşınız gibi, canınızın içi kuzeniniz gibi, anneniz, kardeşiniz gibi hani işte tam da böyle biri olduğundan şüphem yoktu tuttum bırakmadım. Ayıptır söylemesi birini bir taraftan ben diğer taraftan bir başkası ya da bana gelmesine engel bir olay tutuyorsa mutlaka benim elimde kalır. Ben sevdiklerim için savaşır ve kazanana kadar asla vazgeçmem.

İşte ben bu çok sevdiğim yol arkadaşımla çıktım yola geçtiğimiz cumartesi sabahı. Barcelona ortak seçimimizdi. Aylar önceden yaptık programı vizeydi oydu buydu derken stres dolu birkaç haftanın ardından nihayet İspanya sınırlarındaydık. Amaç yeni ülke görmek, yeni kültürler keşfetmek, değişik lezzetler tatmak, ve 2 IK'cı olarak bol bol gözlem yapmaktı. İkimizinde hala aklı ve yüreği orada bundan şüphem yok. İspanyollar bize çok benzeyen genelde sıcak kanlı, konuşkan ve çok obur bir millet. Sokaklarda sadece restoranlar ve onların Tapas dediği ayak üstü atıştırmalıkların yendiği küçük barlar dolu. Mağazalar, bankalar, eczaneler her yer bomboş ama yemek yenen her yer tıka basa dolu.
Barcelona sahil şeridinde yapıları, geniş caddeleri ve caddeleri üzerinde sanatlarını sergileyen her telden çalan sokak sanatcılarıyla şahane bir şehir. Şehri müteahhitler değil mimarlar inşa etmiş. En sıradan bina dahi sanat eseri gibi. Hastaneler, müzeler, lokantalar, publar her yer, her bina şık olsun diye uğraşılmış ve bu çabalar kesinlikle boşa gitmemiş.

Hergün sabah çıkıp akşam saatlerinde döndük otelimize. Gücümüz ve bilgimiz yettiğince her yeri gezmeye çalıştık ama bana sorarsanız bu gezide ancak acemiliğimiz attık kesinlikle tekrar gidip keşfedilmeli. Değişik yemekler yiyip değişik içecekler içmeye çalıştık. Yöresel içkileri sagardiyi son gün keşfettik ama farkeder etmez içtik yetmedi kendisi ile bir de fotoğraf çektirdik :)

Şehir saat 14:00 / 16:00 arası siestaya geçiyor. Hastane ve eczane dışında her yer kapanıyor ve insanlar akın akın Tapas'lara gidiyor. Önlerinde birkaç çeşit kanepe ve bir bardak sagardi ile 2 saat sohbet ediyorlar, konuşmayı çok seven bir ırk. Dillerine de çok bağlılar garip bir şekilde yol tarifi istediğimizde İngilizce başlayıp İspanyolca devam ediyorlar :) Ne yazık ki Ola ve Gracias dışında tek kelime bilmiyorduk.

Mesai sabah 10:00'da başlıyor 2 saat siestayı düşüyoruz akşam 20:00' da da sona eriyor. Rahat çalışan, yaşamak için çalışan sevimli insanlar.

Ulaşım sistemini kökten çözmüşler. Metro şehrin yer yerine gidiyor ve 4 hat üzerinde herhangi bir noktaya geçmek için sadece 1,45 Euro ödemeniz yetiyor. Aktarmalarda tekrar bilet almak ya da bizde olduğu gibi 1 saatte geç, indirimli geç gibi durumlar yok. Teknoloji bizden geri, mantalite bizden çok ötede.

Kadınlar çalışma hayatında çok aktif. Havalimanı-Barcelona arası çalışan AeroBus'ları kadın şoförler kullanıyor. Taksilerde erkekler kadar sık olmasa da oldukça fazla kadına rastlayabilirsiniz. İster inanın ister inanmayın ama saçı fönlü ve güneş gözlüklü sokak süpüren kadınlar var, gördüm. Sokakların nasıl o kadar temiz olduğunu o an anladım eee kadın eli değdiği belli :)

Yemek yemek ve içki içmek çok ucuz. Şarap sudan ucuz desem yalan olmaz. 4,75 euroya şarap istediğimde 2 kişi olduğumuz için 2 şarap siparişi vermeye yeltendiğimde uzak doğulu sevimli garson beni uyardı. Bu kadeh değil şişe diye önce yanlış anladım sandım sonrada buna israr edince kızcağız beni susturup getirip şişeyi önümüze koydu. Şahane İspanyol şarabını bu kadar ucuza içebildiğimiz için mutluyduk tabi, sarhoşluğumzda sadece mutluluktan... :)

Kocaman upuzun bir sahil şeridi var. Gittiğimizde adam boyu dalgalarda sörf yapan sporcular vardı. Aniden bastıran yağmurun altında dalga sesleri ve sörfçüleri izlemek şimdi düşünüyorum da ne hoştu. Hele ki üzerinde yediğim Violet dondurma paha biçilemez. Dedim ya ucuz ve bolluk şehri. Sadece 2 euroluk dondurma almak istediğimde adamın dolduruğu cupa inanamadık. İki kişi yedik ve ona rağmen büyük bir kısmı ne yazık ki çöpe gitmek zorunda kaldı.

Sanırım bunca güzellikte tek üzücü yanı dünyada yankesicilik sıralamasında 2.şehir oluşu. Rehberimiz Kaan Bey'in uyarısı üzerine hep tetikte ve çok dikkatli olduk çok şükür ki ne bizim ne de turdan bir arkadaşımızın başına kötü bir olay gelmeden atlattık.

Birazda Andorra Prensliği'nden bahsetmek istiyorum. Fransa sınırına yakın İspanya ile Fransa arasında sıcak, sevimli kayak yapmak için İsviçre'den sonra dünya sosyetesinin en çok tercih ettiği ikinci ülke. Sadece 17.000 nüfuslu, dağları karlı, asıl ününü vergisiz alışverişle kazanmış bu küçük ülkeye hazır gitme şansımız varken kaçırmayalım dedik. 3,5 saat süren eğlenceli bir yolculuğun ardından vardığımızda kendimizi kocaman bir süpermarketin için koynu kucağı çikolata dolu bir şekilde alışveriş yaparken bulduk.

Parfümler hediyeler derken yorgunlukla kendimizi yemek yemek için küçücük bir lokantaya attık. İnanın hala ne yediğimizi bilmiyoruz çok da önemi yok  yemek güzel değildi ama biz güzeldik, keyfimiz yerindeydi işte...

Yol arkadaşımla ilk yurtdışı seyahatimizden geriye sanırım ikimizinde aklında hep güzel şeyler vardı... Öyle olmasa daha bir sürü ülke görüp 24 yıl sonra yeniden Barcelona'ya gelme hayalleri kurmazdık öyle değil mi :)






Gracias Barcelona, Muschas Gracias Volkan :)








Hepinize kocaman sevgiler, öpücükler

Konuk Yazar Serhat :)

Bir süre önce karar verdim blogumda konuk yazarlara yer vermeye. İlk konuk yazarlık teklifimide tüm IK bloglarını çok yakından takip eden sanırım birkaç sene sonra (ki bana kalsa asla o kadar beklemesine gerek yok) onunda şahane IK yazıları yazan bir blogger olacağını düşündüğüm sevgili Serhat oldu.

Sağolsun beni kırmadı onca işinin arasında ve o kadar güzel yazıyor olmasına rağmen yazı yazma konusunda ki endişelerine rağmen beni reddetmedi ve blogum için bir yazı yazdı. Bu onun okuduğum ikinci yazısı ilk yazısını Aydan Çağ / Çağın IK için yazmıştı ve editörlüğünü benden rica etmişti. Ama ben ne ilk yazısında ne de bu yazısında tek kelime değiştirmedim. O kadar güzel yazıyor ki asla ama asla ihtiyacı yok. O şu an benden yazısı hakkında ona feedback vermemi bekliyor ama ben onun yerine yazısını doğrudan blogumda yayınlamayı tercih ediyorum.

Bu kocaman yüreği, şahane kalemi, mesleğine olan gönülden bağlılığı için sonsuz teşekkürler. Senin gibilere hepimizin ihtiyacı var Serhat hiç durma hep daha iyiye, daha ileriye bu arada tek yazı ile kurtaramazsın bundan böyle 15 günde bir yeni bir yazı ile blogumun fahri yazarı olarak ilan ediyorum seni buradan. Tekrar teşekkürler, sevgiler... İyiki tanımışım seni. Buyrun Serhat Kahyaoğlu'nun Mutluluk Üzerine isimli yazısı;



                                                  MUTLULUK ÜZERİNE…



  Ailemizde, arkadaşlıklarımızda, aşk yaşamımızda, iç dünyamızda hep en temel şeyi istiyoruz ve tüm çabalarımız aslında hep bu payda üzerinde.
 Evet, MUTLU olmaktan söz ediyorum… Bunun için ailemizle ilişkilerimizi hassaslıklar üzerine kuruyor, arkadaş ilişkilerinde güvenden köprüler oluşturuyor, aşk yaşamında fırtınalardan sonra liman olmuyor muyuz çoğu zaman?  Bireysel olarak bazen bir çikolata imdada yetişiyor bazen keyifli bir müzik… 

Peki ya İŞ YAŞAMINDA MUTLU OLMAK… Bunun için neler yapıyoruz?

 Sanrım üniversite yaşamı dâhil yukarda ki bütün çerçevelerde mutluluk dilimlerimiz üzerine enine boyuna düşünmüş, radikal kararlar almış ve fikirlerimizi ve duygu dünyamızı genişletmek için bir takım şeyler yapmışızdır hepimiz. Ancak kabul edelim hiç birimiz iş yaşamına atılana kadar İŞ YAŞAMINDA MUTLULUK KAVRAMANI DÜŞÜNMEMİŞTİK.                    
  Bende bu vesilesiyle bu zamana kadar düşündüklerimden ve uyguladıklarımdan bahsetmek istiyorum.  




GÜLÜMSEYEREK İŞE BAŞLAYIN. Hayatın her yönünde olduğu gibi iş yaşamında da gülümsemenin önemi çok büyük. O gün içinizde gülümseyecek enerjiyi bulamasanız bile insanlarla gülümseyin çünkü karşı tarafta size gülümsediğinde kendinizde o gün içinde bulamadığınız enerjiyi iş arkadaşınızdan bulacaksınız ve negatif devam edebilecek bir günü güzel bir güne çevirebileceksiniz.

İŞİNİZE KENDİ KİMLİĞİNİZİ VE RENKLE KATIN. Gün içinde kendinizi iyi hissetmeniz için çok geçerli olacaktır. Eğer bir beyaz yaka çalışanı iseniz masanızda sevdiğiniz kişilerin bir fotoğrafı ya da küçük bir akvaryum ile ofisinize renk katabilirsiniz. Eğer mavi yaka çalışanı iseniz belki kişiselleştirecek böylesi somut bir şeye sahip olamayabilirsiniz ancak yaptığınız işte sizin imzanız var ve kendi karakterinizden işinize bir parça katarak yaptığınız işi keyifli bir hale getirebilirsiniz.
   İş yaşamında yapılan beklide en monoton işte bile fark yaratan olmak sizi ve ekibinizi mutlu edecektir.

KENDİNİ TEKRARLAMAMAK İÇİN SÜREKLİ ARAŞTIRIN. İlk başta birey olarak iç dinamiğinizi ayakta tutan en büyük etken olacaktır. Araştırmalar yapmak ve sürekli mesleğinizle ilgili bilgilerinizi güncel tutmak şirkete katma değer sağlarken gelecek içinde bakış açınızı şekillendiren en önemli motivasyon kaynağınız olacaktır. 

İŞ YAŞAMI İLE ÖZEL HAYATI KARIŞTIRMAYIN. Her ne kadar klişe bir tanım gibi gözükse de gerçekten çok önemli. Şunu unutmamalıyız hiç birimizin yaşamı kusursuz değil ve aslında araştıracak olursa bütün LİDERLERİN mesleğinde başarılı konumlara gelmiş kişilerin zor dönemlerden geçtiğine şahit olunabilir.

ÇALIŞIRKEN YAŞANILAN BAŞARISIZLIKLARA HAZIR OLUN Çünkü çalışma hayatında başarılar kadar başarısızlıklarda olacaktır. İş yaşamı yolunda A noktası bizim olduğumuz yer ve B noktası varmak istediğimiz yer ise A ve B noktası arasında dümdüz bir çizgi çekerek kariyer yolu çizilemez! Kuşkusuz bu yolda inişler ve bir takım yükselişler olacaktır hatta bazen yerinde saydığınızı hissedeceksiniz. Eğer yılmayarak yola devam ederseniz aslında yerinde saymayarak yol aldığınızı göreceksiniz.

OLUMSUZ KONUŞMALARDAN VE DEDİKODUDAN UZAK DURUN. Evet, beklide iş yerinde biz çalışanları en çok biz demoralize ediyoruz. Elbette çalıştığımız şirkette sorunlar olabilir ve bizi rahatsız eden bir takım bozukluklar olabilir ancak bu türden olumsuz konuşmalar sorunları çözmediği gibi kendi ve ekibimizin üzerine de kara bulutlar getiriyor. Elbette ki çalışma arkadaşlarımızla bizi ilgilendiren sorunlar üzerine konuşmalıyız. Ancak bunu olabildiğince yapıcı şekilde yapmak hem şirketimiz hem de çalışma ortamımız için önemli.

Kuşkusuz örnekler çoğaltılabilir. Bu yazıma benzer açıkçası birçok yazı ile karşılaştım internet ortamında ancak işsizlik ve işinden memnun olmayan insanların yüzdesi gün geçtikçe artarken bende kendim için uyguladığım yöntemleri paylaşmak istedim.
Bir sonraki yazımı da bu vesile ile İŞVEREN VE YÖNETİCİLER ÇALIŞAN MUTLULUĞU İÇİN NELER YAPABİLİR olarak belirledim. Bol örnekli küçük bütçeli mutluluklar üzerine benimle birlikte düşünürseniz çok mutlu olurum  









   
   







3 Kasım 2011 Perşembe

Buradayım.... :)

Garip bir duygu blog tutmak. Evlat gibi bir şey inanın abartmıyorum. Her an aklınızda, ilgilenemediğiniz zamanlarda acı çektitren, sizi üzen, yazdığınız bir yazı beğenildiği zaman sanki dünyalar bahşedilmiş gibi mutlu eden, her yeni takipçinin sanki çok uzaklarda ki bir yakınınızın bir daha gitmemek üzere yanınıza döndüğü hisleri yaşatan.

İnsan kaynakları konusunda blog tutmak daha da farklı bir mesuliyet aslında bilmiyorum ya da bana öyle geliyor. Her gün blogumu açıp bu sayfada sizlerle yeni bir şey paylaşamamış olmak cidden çok üzüyor beni.

Ama bu durağan süreçte sadece yazmaya ara veriyorum. Araştırmaya, kaynakları takip etmeye, durumu sorgulamaya ara vermiyorum ve aslında sizlere paylaşmak için bir sürü yeni yazı bulup derliyorum. Keşke imkan olsa da yönetici paneli kısmını görebilseniz 'taslak' ların çokluğuna şaşar kalırsınız. Kafada bir sürü konu bir sürü yazı planı ve hiç biri tam bir metin haline gelip anasayfa da yerini alamıyor.

Bir süre önce takipçim olarak başlayan ilişkimiz arkadaşlığa dönüşen Serhat Kahyaoğlu'na bugün mail atıp bloguma biraz ivme katması için bir yazı yazmasını rica ettim.

İnsan zaman zaman etrafında kendine destek olacak, hadi ama! diyecek birilerine ihtiyaç duyuyor ne yazık ki hepimiz için geçerli sanırım bu durum. Var olduğunu düşündüğün anlarda olmadığını gördüklerin vardır ya işte tam onlardan bahsediyorum. ( Evet evet yanılmadınız burada ince bir sitem var. )

İşte anlayacağınız ben okumaya araştırmaya son süret devam ediyorum ara verdiğim tek şey kısacık bir süreliğine yazmak. Ama tahmin ediyorum ki aslında yazı yazma aramda ufak ufak sona eriyor bu konu hakkında yazı yazıyor olmam da mesajı veriyordur değil mi :) Zaten bugün yarın Sevgili Serhat'ın da yazısı gelir blog hepten hareketlenir. :)

Bu arada sizlerle paylaşmak istediğim bir durum daha var. O da 1 Kasım itibari ile sizinle buluşturmayı planladığım http://www.gulsunmuftugil.com/ 'du. Bu konu hakkında çalışmadım üretmedim, zannetmeyin lütfen.
Üzerine düşündüm, siteyi tasarladım. Ama ana sayfadan, alt başlıklara, fotoğraf seçiminden, hakkımda kısmına kadar her şey üzerine o kadar didikledim ki bir türlü istediğim gibi bir site çıkmadı karşıma. Şimdi ben salt 1 Kasım dedim diye de içime sinmeyen bir siteyi sizlerle paylaşamadım. Bu sebeple de affınıza sığınarak biraz daha zaman istiyorum.

Bu arada geçtiğimiz haftaya bir Derbi bir de Van İçin Rock Konseri sığdırdım. Derbi hakkında da 'Bir Derbi Hikayesi' isimli bir yazı yazdım ama sonra paylaşmaya cesaret edemedim. Aslında her şey doğru ve netti ama sanırım o ortamı soft bir dille yazmayı başaramazdım o sebeple de paylaşmaktan vazgeçtim.

İşte ben bir süredir böyleyim sevgili arkadaşlarım. İçinde bulunduğum durumu sizlerle paylaşmak istedim. Hoşçkalın, Sevgilerimle...