Follow by Email

15 Haziran 2011 Çarşamba

Kavganın Bile Bir Adabı Var... :)

Hep heyecan verir başlangıçlar... Yeni olan her şey peşine yeni umutları sürgün eder. Yeni bir ev, yeni araba, yeni sevgili :) ve tabiki yeni iş...

İş görüşmesine giderken en sevimli, en sempatik, en bilge halimize bürünür suratımızın ortasına kocaman bir gülümseme yerleştirir otururuz yöneticinin karşısına... Anlatılır, konuşulur, dinlenir iki tarafında kafasında net olmasa da menfi müspet bir fikir belirir. Aday heyecanını kenara attıktan sonra daha bir çözülür, konuşur, anlatır ,soru sorar. Sonra sessiz bir bekleme süresi ve ardından o beklenen telefon gelir yaşasınnn!!! kabul edildiniz... 

İş başı yaptığınız ilk sabah hala kalbiniz normalden biraz daha hızlı çarpmaktadır. Heyecan, mutluluk, çekingenlik ve umut, taptaze yepyeni umutlar. Bu sefer başka olacak cümlesi kafanızda dans eder durur. İlk kahvenizi ısmarlar çalışma arkadaşınız o kişi muhtemelen şirkette ki en iyi arkadaşınız olacaktır. Kahveler içilirken şirket hakkında bilgiler verilir sıradan bilgiler bunlar öğle yemeği saatleri, sigaranın nerede içildiği,  lavabonun nerede olduğu gibi bilgiler olur genellikle : )

İlk hafta böyle orada burada geçtikten sonra işler üzerinize yığılmaya başlar, hepten alışırsınız o çatının altında olmaya herkesle çoktan kaynaşmış hatta içlerinden bazılarını elemişsinizdir bile...

Çoğumuz olabilecek en iyi işi bulup kazanabileceğimiz en çok parayı kazanacağımız bir şirket bulup orada uzun yıllar çalışmayı hedefleriz. Ben mesela sondan bir önceki iş yerimden emekli olacağımı zannerderdim :) Ama 3,5 yıl çalıştıktan sonra ayırdım yolumu oradan... Sizden iyi olmasınlar iyi insanlardı, güvenilir güçlü yöneticilerdi falan ama laf aramızda iyiki ayırmışım ;)

Başlangıçlar güzel ama bence sonlar da güzel hem son olmasa başlangıç nasıl olacak ki?

Her son yepyeni bir başlangıç, sonları sevmeyenin başlangıçları olamaz ki... Ben bir kaç sonu bile isteye ellerimle yazmışımdır kendime... Mesela şu 3,5 yıl çalıştığım şirket sonunu ellerimle planlayarak yazdım benim bir sona değil yeni bir başlangıça ihtiyacım vardı çünkü.

En son çok yakınımda başıma gelen bir olay insanların bu durumun farkında olmadığını gösterdi bana...


Sonlardan korkan insanlar, başlangıçlara cesareti olmayan insanlar. 

Hani yazının başında dedim ya işe giriş yepyeni umutlar, hep gülen yüzler, şirin şirin iyilik meleği gibi ortada gezinen hanımlar beyler...

Diyelim ki olmadı anlaşamadınız, yöneticiniz bir kaç görüşmeden sonra sizinle yollarını ayırmak istediğini söyledi... İşte o anda oluyor ne oluyorsa o cici bici insanın içinden garip adı konulmamış bir yaratık fırlıyor. Ağzından çıkanı kulağı duymuyor, gözlerinden kin nefret akıyor. O güleryüz, o iyilik meleği bir anda canavara dönüşüyor. Bir saat önce karşısında önünü iliklediği insan bir anda tü kaka oluyor. Çalışma arkadaşlarını düşman gibi görüyor gider ayak yanında birilerini sürüklemek için uğraşıyor çabalıyor onu da beceremiyor hepten batıyor. Tepindikçe dibe çöküyor... çöküyor...

Hayat şartlarımı, yoksa ayrıldığım hiç bir yerle kötü olmaya cesaretim mi yok, yoksa bu bir yetiştirilme tarzı mıdır bilmem ama bütün şirketlerimden öpüşüp sarılarak ayrılmışımdır. Hala ararız sorarız, hala başımız sıkışsa birbirimize koşarız. Sorarsanız bunun bir zararını gördün mü diye dünya kadar faydasını gördüm. Hem yöneticilerim hem çalışma arkadaşlarım hep iyi referans olmuşlardır. Hala mesleki bir konuda sıkıştığım zaman eski şefimi, yöneticimi ararım. Mevcut işimden mesai bitiminde çıkar eski ofisime iş yetiştirmeye giderim. 

Biz her şeyden önce insanız. Muhasebeci olmaktan, doktor olmaktan, müdür olmaktan, çaycı olmaktan hepsinden önce birer yüreği olan insanlarız. Çok zor olmasa gerek sonlarda da başlangıçlarda olduğu gibi pozitif olmayı başarmak. Üzülürüz elbet her şeyden önce alışkanlıklar var ama dediğim gibi kavganın bile bir adabı var... 

Hele ki biz İnsan Kaynakları çalışanlarının işten ayrılırken bile çalışanlara örnek olması gerek diye düşünüyorum ve bu yazımı ilgiliye en derin sevgi ve saygılarımla sunuyorum...





1 yorum:

  1. Okuduğum bir kitaptan alıntı

    " Doktor,kadına altı ay ömrü kaldığını söyler.Kadın , doktora:"Yapabileceğim birşey var mı ? diye sorar.
    "Var" der doktor."Bir muhasebeci ile evlenebilirsiniz."
    "Hastalığıma ne faydası olacak bunun?"
    "A.yok. hastalığınıza bir etkisi olmaz." der doktor."Ama kalan altı ayınızı sonsuza dek uzuyormuş gibi hissetmenizi sağlayacaktır."

    Bu fıkra ."Altı ay gibi sınırlı bir şeyin sonsuzluk gibi sınırsız bir şeyle benzeştirilmesi nasıl mümkündür?" felsefi sorusunu gündeme getirmektedir.Bu soruyu soranlarınsa hayatlarında bir muhasebeciyle vakit geçirmedikleri açıktır.

    İşin özü sonsuz bir yaşam hepimizin yaşadığı , kim yarın öleceğini kabul eder ki bu koşuşturmacada , sonsuz bir çalışma hayatı hemde sorunsuz olanından , kulağa hoş geliyor.

    Bazen sonlarda gerçek son olabiliyor.Bir son gerek , şöyle filmin en sonunda yazılacak , kocaman harflerle, çünkü ; yönetmen yeni bir filme başlamak için koşacak sonun ardından , bir tek yönetmen bilecek , seyircinin gördüğü sonun, yeni bir başlangıç demek olduğunu ...

    herkes kendi hayatının yönetmeni değil mi ...



    Teşekkürler ... yönetmen ...

    YanıtlaSil